Kuru sonbahar yapraklari





Hadi gel 
yanima otur da biraz kabuklarimizi kiralim. 
Kirintilarimiz sacilsin, 
dagilalim duman olalim, benzesmeyen parcalarimizi dolduralim sepetlere ve karanlik coktugunde derinlikli kuytu yollardan gidelim yasam surdugumuz yerlere. 
Kuzu yavrusunun dogumu gibi bembeyaz bir yumak olarak gune yenilenelim, 
taze cicek saplarindan koklayalim birbirimizi. 
Ansizin sessizlikler coksun, ruzgar kapiyi gicirdatana kadar oylece kalalim, sesliligi ruzgar haber versin bize, kuru sonbahar yapraklari misafirimiz olsun. Hayal gucumuze etki eden tum kuvvetleri tek bir anda hesaplarcasina bakalim birbirimize, 
ve 
gozbebeklerimiz aydinlandiginda 
hic gorulmemisi gorelim, hic icine girilmemis kapilardan gecelim, ve hala buyuk patlamadan sacilan dalgalarin kollarinda gecirelim geceyi. 
O geceler ki bizi keman yayinin en ince sesinde titreyen atomlar gibi savunmasiz biraksin, kapilip gidelim iniltisine; 
ve yeniden toklastiginda ses, soluklarimizi birbirimize verelim ki kirdigimiz kabuklarimiz zamansizca yer degistirip benliklerimizi giysin ic ortulerini cikarip; birbirimizin sesini verelim. 
Tek bir agacin govdesinden buyuyen yesil yapraklarin sesini verir gibi... 
Sonbahar kirmizisina donustugunde sen 
ve ben hardal sarisina, 
birbirimize bakip beraber duselim yeryuzu sularina, topraga karismadan supursun ruzgar, 
ayri yonlerde 
ayni yere gidelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Begining of Science and Philosophy

Tragedyanin sahnesi

Prospective Immigrants Please Note